Trimüjgan Sultan
Soluk bir gökyüzünün ince bulutlarının arasından altın rengi, parlak sarı
güneş ışınları süzülüyor. İnce ağaç dallarında biriken çiğler minik yağmur
damlaları gibi damlıyor. Narin çiçekler kış yorgunu gövdelere yumuşaklık ve
canlılık katarken, kızaran ağaçlar mora bürünüyor. Havadaki pus erirken ve
hafif sis göklere doğru yükselirken, saraya giden yolun her iki yanındaki
çimler güneş ışığı parıltılarıyla parlıyor. Çimenlerin zümrüt yeşili ve
benekli güneş ışığının sıcaklığı, yaklaşan ilkbaharın neşeli bir karışımıdır.
Tîrimüjgân, kıvrak ince belli figürü, bal rengi gözleri, inci beyazı
omuzlarına zarifçe düşen uzun kumral saçları, nezaketi ve nazik
yetiştirilmesiyle kıtalar ötesinde ünlü bir Kafkas güzelidir. O zarafetin
vücut bulmuş halidir. Her gülümsemesi değerlidir. Nezaketi efsanevidir.
Kendisi de mor menekşeler, çuha çiçekleri, beyaz karanfiller, kar beyazı
gardenyalar ve bol leylaklarla harmanlanmış bir çiçek gibi, Çırağan Sarayı
bahçelerindeki her zamanki yürüyüşünü yapmaktadır. Baş döndürücü kokularla
yıkanıyor. Genç manolya ağacının altına yerleştirilmesini istediği kırmızı
kadife koltuğa yerleşiyor. Zarif parmakları altın telli tamburun narin
tellerini çekiyor. İsmail Dede Efendi’nin şarkısının hüzünlü sözleri Sultanın
yakut kırmızısı dudaklarından, ağrıyan bir ruha şifa gibi dökülür: “Lanetli
bir Kader kalbimi bıçaklıyor, ama tek günahım seni sevmek...” Tîrimüjgân,
1839 yılında Sultan Abdülmecid ile evlenerek Osmanlı Sarayının kraliçesi
oldu. Sonuna kadar kocasına delicesine aşık kaldı. Babasının yerine tahta
geçen Abdülhamid'i doğurdu.