Ayşe Hatun
1469 yılı Mayıs ayının sonunda gece vakti. Ayşe Gülbahar Sultan derin bir
sıkıntı içinde uyanır. Yataktan fırlar ve pencereye koşar. Bal rengi
perdeleri sessizce çeker. Karanlığa bakar. Uzun selvi ağaçlarıyla çevrili
harem bahçesi bir mezarlık kadar sessiz ve soğuktur. Bulutlar yüksek
rüzgarlarla sürükleniyor. Gökyüzünde iyi eğitimli piyadeler gibi yürüyor
gibiler. Ay ve yıldızlar hızla ilerleyen bulutların arkasına saklanırken
zifiri karanlık çöker. Yeşilırmak uzakta gümüş bir kolye gibi parlıyor. Bir şekilde
onu gençleştiren vahşi sesler çıkarıyor. Yüzünde soğuk rüzgarı hissediyor.
Çıplak vücudunu ferahlatmak için cübbesini ardına kadar açıyor. Aniden yüzü,
içsel bir neşeyle, zar zor tutabildiği ya da inanmaya cüret edebildiği bir
şeyle aydınlanıyor. Yine de ikna olmuştur: hamiledir. O, Dulkadiroğulları
soyundan gelen Alâüddevle Bey'in kızı Ayşe, dünyanın en güçlü hükümdarı
Osmanlı Padişahı Bayezid'in oğlu ve varisine hamiledir. Tanrı dualarına cevap
vermiştir. Kanepeye serilmiş ipek halının üzerine neşeyle uzanır. Mavi
gözleri mutluluk gözyaşlarıyla dolar. Amasya şehrinde herkes uykudadır. Gece
sessizdir. Ayşe Sultan değerli sırrını tek başına kutlamak zorundadır. Sultan
Yavuz Selim'in bilgece sözlerini hatırlar: "Bu dünya bir hükümdar için çok
büyük, ama iki hükümdar için çok küçüktür!"