Hatice Sultan
Yüzyıllık çınarların yapraklarına çok yüzlü elmaslar gibi iri yağmur
damlaları düşüyor. Leylakların minicik çiçekleri üzerinde inci gibi
damlacıklar asılı duruyor. Gökyüzü tüm gözyaşlarını bir kerede dökmeye
kararlı görünüyor. Şiddetli yağmur Hatice Mahfiruz Sultan'ı Çinili Köşk'ün
sırlı çinileri altına sığınmaya zorluyor. Özenle düzenlenmiş bahçe büyük bir
su birikintisine dönüşmüştür. Oraya giren hiç kimse çamurdan kaçamaz. Yağmur
nihayet dindiğinde, güneş ışığı bulutların arasından kendini gösteriyor.
Sıcaklığı ve parlak ışığı sırılsıklam olmuş çimlerin üzerinde şefkatli bir
okşayış gibidir. Çerkes güzeli Hatice, değerli İran halıları üzerinde hafif
dans adımlarıyla pencereye yürüyor. Zarif elleriyle ateş kırmızısı perdeleri
ardına kadar açıyor. Zümrüt yeşili duvağı içinde bugün özellikle baştan
çıkarıcıdır. Şekilli vücudunun kıvrımları, sanki İtalyan bir usta tarafından
boyanmış gibi akıcı bir şekilde birbirine karışıyor. Berrak teni ilkbaharın
özüdür. Uzun kirpikleri gözlerini güçlü güneş ışığından korumak için
titreşiyor. Bir gökkuşağı, renkli oklarını yamacın karşısında kavislendirmiş.
Bu durum Sultanı heyecanlandırır. Kalbinin kralı Sultan I. Ahmed için usulca
bir aşk şiiri söyler: “Sultanım, kocam, sen benim gözümün nurusun! Seni
rüyalarımda görebilmek için geceyi sabırsızlıkla bekliyorum. Benim tek
sevgilim, tatlı efendim! Seni istiyorum, sana ihtiyacım var, seni özlüyorum.
Sen benim sevdiğim tek kişisin, sevebileceğim tek kişisin.” Hatice Sultan
pencereden dönerek perdelerin kapanmasına izin verir. Yumuşak koltukta
uykusuna kaldığı yerden devam eder. Padişahın onun yanına gelmesine daha
saatler vardır...