Sineperver Sultan
Ateşli bir günbatımı İstanbul'u kızıla boyamıştır. Galata Kulesi, Kâğıthane, Yeni Cami, Kılıç Ali'nin kubbesi, Haliç üzerindeki köprüler, hepsi alevlerle taçlandırılmış gibidir. Sineperver Sultan'ın göğsü de yanmaktadır. Genç kadın, arzusunun tek nesnesi olan kocası Sultan Abdülhamid Han için hasret çekmektedir.
Bu gece, Sultanının en çok sevdiği, gümüş sırmalı hilallerle süslü mavi ipek elbiseyi seçmiştir. İnce vücudu, oğlu Ahmed'i doğurmadan önceki kadar incedir. Saten pürüzsüzlüğündeki teni şeffaf kumaşın altında baştan çıkarıcı bir şekilde parıldamaktadır. Büyüleyici gözlerinin bakışlarında asalet vardır.
Sultan'ın pembe dudakları özlemle mırıldanır: “Sen benim hayatımın özüsün! Beni her öptüğünde, sanki ilk öpücüğümmüş gibi. Ey kocam, sen gözlerimin nuru, kalbimin neşesisin! Sensiz kaybolmuş ve çaresizim...”
1780 yılında Sineperver Sultan, kendi tarım arazilerinden elde ettiği gelirle masraflarını karşılayarak Üsküdar'da zarif, mermer bir çeşme yaptırmıştır. Bu çeşmeyi genç yaşta ölen oğlu Ahmed'e adamıştır. Hem anne hem de oğul, dünyadaki herhangi bir barok mimari örneği kadar ince bir örnek olan bu çeşmeyle sonsuza dek hatırlanacaktır.