Gülcemal Sultan
Nisan 1839. İlkbaharın nazik güneşi Çırağan Sarayı'nın çimenlerinde dantelli yeşil bir örtü dokuyor. Hanımeli asmasının yapraklı dalları demir kafeslere tırmanırken, narin çiçeklerinin sarhoş edici kokusu esintiyle taşınarak Gülcemal Sultan'ı büyülüyor. Bahçenin kenarlarını kızıl sardunyalar ve sarı ağlayan kalpler (hasekiküpesi) süslüyor.
Altın işlemeli elbisesi, kırmızı saten şalvarı ve inci işlemeli eşarbıyla Gülcemal, mor çiçekli erguvan ağaçlarının ruhu harekete geçiren manzarası karşısında huşu içindedir. O bu bahçenin en değerli çiçeğidir; gür kahverengi saçları güzel yüzünü çerçeveleyerek koyu renk gözlerinin parlaklığını vurgulamaktadır. Kafkas kökenli olan Sultanın teni pürüzsüz ve beyaz, yüzü gül gibidir; bu yüzden ona Gülcemal (gül yüzlü) adını vermişlerdir. Bu uzun boylu ve zarif kadın yakışıklı Osmanlı Sultanı Abdülmecid ile evlidir.
Bahçedeki en kusursuz menekşeyi koparmak için eğilir. Günlerdir melankoliktir. Üzüntüsü ezicidir. Uzun zamandır kocasıyla birlikte olmamıştır.
Çaresizce onunla birlikte olmayı ve sadece onu sevdiğine inandırmayı arzulamaktadır. Kendi kendine mırıldanır: “Sizi hiç görmezsem duygularımı sizinle nasıl paylaşabilirim ki Sultanım...” Sonra gülümseyerek endişesini üzerinden atar. Kaderin her cilvesinin mutlu bir sonu olduğuna inanmaktadır.
Yakında ona gelecektir. Yakında özlemi bitecek ve onunla bir kez daha ipek çarşaflar üzerinde uzanacaktır.