Saliha Sultan
Haliç bulanık akar ve eski bir gümüş külçe gibi soluk görünür. Berrak
gökyüzünün altında İstanbul'u gri bir örtü kaplamıştır. Sadece Sokullu'nun
kubbesindeki kurşun süslemeler hala parlayabilmektedir. Sultan Mustafa'nın
annesi Gülnuş Valide Sultan Azapkapı'dan geçmektedir. Arabacısına durmasını
emreder. Gözü, zarif bir çeşmeden kilden bir testiye su dolduran parlak,
beline kadar uzanan siyah saçlı, parlak siyah gözlü, güzel küçük bir kıza
takılır. Valide Sultan'ın dikkati kızı dağıtır ve kız, doldurduğu testiyi
yere düşürür. Milyonlarca parçaya bölünür, sular her tarafına dökülür. Adı
Saliha olan genç kız gözyaşlarına boğulur. Nazik Gülnuş, altın işlemeli
elbisesinin eteklerini tutarak gümüş kaplamalı arabadan dışarı adım atar.
Saliha'ya sarılır, inci gibi gözyaşlarını siler, rahatlatıcı sözlerle onu
teselli eder: “Üzülme tatlı sevgilim. Testinin yerine çok daha güzelini
alacağım.” Saliha buna şaşırtıcı bir cevapla karşılık verir: “Hanımefendi,
ben sadece kırılan testi için ağlamıyorum. Kendime kızıyorum çünkü en basit
görevi bile başaramadım. Çeşmeden su bile getiremiyorsam, ne işe yararım?!”
Küçük Saliha'nın duygularının derinliğine şaşıran Gülnuş Sultan, onu saraya
götürür ve şefkatle ve özenle eğitir. 1695 yılında Gülnuş Valide Sultan'ın
oğlu Padişah II. Mustafa, Osmanlı tahtına çıkar. Bu sırada himayesindeki
Saliha inanılmaz derecede güzel bir kadına dönüşmüştür. Sultan onu yeni
Padişah ile tanıştırır ve Topkapı Sarayı efsanevi bir düğüne tanıklık eder.
Saliha Sultan'ın bir çeşme önünde başlayan macerası çeşmelerle devam eder.
Sultanın Azapkapı'da yaptırdığı muhteşem meydan ve süslü çeşme, Osmanlı
dönemi Türk mimarisinin başyapıtları olarak kabul edilmektedir.